Distopik İki Film Üzerine Birkaç Not: Brazil ve 1984

Distopik İki Film Üzerine Birkaç Not: Brazil ve 1984

Özgür Özbey

Brazil ve 1984, korkunç hızlı akan Amerikan Sineması ile aşırı romantik ve yapmacık Türk Sinemasının ortasında sıkışıp kalmış bir izleyici için çok sıkıcı olacağı muhtemel iki film.

Ütopya, kusursuz bir toplumu ya da ideal bir devleti ifade eden hayalî bir kurgudur.[i] Başlıkta geçen distopik, kötü-ütopya, korku ütopyası anlamındadır. Bir bakıma, Thomas More’dan beri iyi, güzel kurgu anlamına gelen ütopyanın tam tersi, kötücül bir biçimde oluşturulmuş kurgu demektir. Yaygın kanının aksine, Brazil her ne kadar 1984’e göndermeler yapsa da 1984’ten çok daha güçlü bir distopyadır. Bu olağanüstü film, aslında 1984 filminden, bana göre, daha ironik, edebî ve keskin bir bürokrasi, modern devlet ve bunun getirdiği insan ve topluma yönelik eleştiriler barındırmaktadır.

Bu yazı bir tanıtım yazısı olmadığından, filmlerle ilgili genel bir hikâye verilmekle yetinilecektir. Bunun haricinde ayrıntıya girilmeyecek ve olay örgüsü veya oyunculuklar değerlendirilmeyecektir. Ayrıca 1984 romanı hakkında da herhangi bir bilgi verilmeyerek filminin incelenmesiyle yetinilecektir. Yazının amacı, iki filmdeki modern devlet, toplum, bürokrasi gibi konulardaki benzer ifade tarzları ile bu konulara getirilen eleştirileri analiz etmektir.

Ayrıca yazı boyunca geçen ‘devlet’ teriminden devleti oluşturan bireyler anlatılmak istenmektedir. Örneğin, bu yazıya göre devlet demek bir polis memuru demek olduğu gibi, aynı zamanda en üstte oturan bürokrat da demektir. Yani bir bakıma ‘devlet’ kelimesi kullanılırken hem bütün bir devlet aygıtı tek bir varlıkmış gibi, hem de bu aygıtı oluşturan bireyler ayrı ayrı birer molekülmüş gibi kast edilmektedir.

  1. Filmlerin Öyküleri
1984 filmi, George Orwell’ın aynı isimli romanından uyarlanan ve 1984’te vizyona giren bir film. Film, Okyanusya denen bir ülkede geçiyor. Hikâyeye göre, dünya üç ülkeden oluşuyor ve bu üç ülke değişen biçimlerde birbirleriyle savaşıyor veya barış anlaşması yapıyor. Hikâyenin geçtiği Okyanusya’da ise evlere kurulu tele-ekranlar vasıtasıyla toplumu sürekli takip eden (“Big brother is watching you!”) ve devamlı yalanlar söyleyen bir devlet egemen ve bu devletin resmî ideolojisinin adı INGSOC olarak geçmektedir. Okyanusya’da toplum aptallaştırılmış, devlet ne söylerse inanır hale getirilmiştir.

Hikâyenin başkahramanı Winston Smith, bir devlet memurudur. Yalnız yaşamaktadır ve düzenle ilgili bazı sıkıntıları vardır. Dairesinde gizlediği bir günlük tutmaktadır. Tele-ekran vasıtasıyla tüm ev hayatı takip edilmektedir. Ayrıca sık sık geçmişini, annesinin ölümünü hatırlamakta ve ferah bir vadinin hayalini görmektedir. Bir gün alışıldık olmayan biçimde Julia ile tanışırlar ve daha sonra bir ormanda buluşup birlikte olurlar. Bundan sonra, Julia ile işçi gettosundaki bir odada buluşmaya başlarlar. Burasının güvenli olduğunu düşünmektedirler. Bir iç-parti üyesinin Winston Smith’e hediye ettiği sözlüğe gizlenmiş (var olduğu devlet tarafından iddia edilen muhalif lider) Emmanuel Goldstein’in Kolektivist Oligarşi’nin Teori ve Pratiği kitabını burada okurlar. Bir gün, güvenli olduğunu düşündükleri odada bulunan tablonun ardına gizlenen kamera ortaya çıkar ve polis onları tutuklar. Daha sonra Winston Smith bir hapishaneye götürülür ve uzun süre işkence görür.

Brazil filmi ise yine hayalî bir dünyada geçen, 1985 yapımı bir film. Hikâyenin başkahramanı Samuel Lowry yine bir devlet memurudur. Bir kadının hayalini görmektedir. Hayalde kendisi uçabilen bir süper kahramandır ve kafesin içerisindeki kadını kurtarmaya çalışmaktadır. Bir gün, hata ile yapılan bir tutuklama nedeniyle devletin geri ödeme çekini getirdiğinde hayallerinde gördüğü kadını yani Jill Layton’u görür. Hemen onu araştırmaya başlar ve üçüncü derece bir şüpheli olduğunu öğrenince annesi tarafından teklif edilen Bilgi Edinme Teşkilatına terfi teklifini biraz karmaşık bir şekilde de olsa kabul eder. Hikâyenin devamında Jill’i bulur, kaçırır, hatta Bilgi Edinme Teşkilatının sistemini patlatır. Ancak sonunda yakalanır ve Jill bu operasyonda öldürülür. Sam Lowry’ye işkence edilir.

  1. Filmlerde Anlatılan Devlet Yapısı

İki filmin kısa hikâyesi okunduğunda aslında benzer devlet biçimlerinin anlatıldığı görülecektir. Bir kere, her iki filmde de devlet, saldırgan, güç tekelini elinde tutan ve muhalif seslere tahammülü olmayan yönetim anlayışına sahiptir. İki devlet de halkını devamlı bir ‘düşman’ düşüncesi ile korkutarak kendisine bağlı tutmaya çalışmaktadır. 1984’te Okyanusya devleti devamlı surette diğer iki devletin biriyle savaş diğeriyle barış halindedir. Düzensiz sıralarla süren bu savaşlar neticesinde halk, şehirlere atılan bombaların ve savaş haberlerinin etkisiyle devlet aygıtları ne söylese inanacak hale gelmiştir. Brazil’de de devlet yapısı benzer şekilde oluşturulmuştur. Üstelik devlet, sürekli bir ‘terörist’ tehdidi altında olduğunu halkına pompalamaktadır.

  İki filmde de devlet bir büyük göz ve kulaktan oluşmakta, halkını devamlı izleyip fişlemektedir. 1984’te bu, evlere konan tele-ekranlar sayesinde olurken Brazil’de ‘Bilgi Edinme Teşkilatı’nın çalışmalarıyla olmaktadır.

  1984, geçmişi silen bir devlet yapısıyla farklılık arz etmektedir. Burada devlet, yani Okyanusya, bir kişiyi kendisi için ‘zararlı’ gördüğünde o kişiyi ortadan kaldırmakla kalmayıp onun hakkındaki tüm bilgileri yok ederek o kişiyi yaşamamış kılmaktadır. Hatta devlet, hazırlattığı sözlükler sayesinde bazı ‘zararlı’ gördüğü sözcükleri kullanımdan çıkarmaktadır. Bununla otoritenin sorgulanması tehlikesinin ortadan kaldırılmak istendiği açıktır. Devlet kadınlar için orgazmın kötü olduğunu, iradenin zaferini propaganda eder.

  Okyanusya’da hâkim olan INGSOC düşüncesini yöneten parti, iç parti ve dış parti olmak üzere ikiye ayrılır. Bu ikili ayrımın kesin sonuçları filmde anlatılmasa da, iç parti üyelerinin ayrıcalıklı bir topluluk, bir oligarşi oluşturduğu bellidir. Öyle ki, kapatılması yasak olan tele-ekranı kapalı tutmalarına bile izin verilmiştir. Her türlü ürünün (kahve, şeker vs.) gerçek halini tüketirler. Halka ise bu ürünlerin sunî olanları verilir.

  Brazil’de ise aşırılaşmış bir bürokrasi resmedilmiştir. Öyle ki, hemen her işlem için form doldurmak gerekir. Üstelik bürokrasi kalabalık ve ehliyetsiz bir topluluktan oluştuğu için bürokratlar iş bilmezdir, ayrıca sorumluluk almak konusunda da zayıflık gösterirler. Çünkü özgüvenleri yoktur. Film boyunca bürokrasi çok sert eleştirilir. Bunun haricinde, devlet hemen herkesi fişler, ‘terörist’ olduklarını düşündüğü insanları yakalar, onlara işkence eder, hatta onları öldürür. Güvenliğe aşırı önem verilir. Bürokrasi terörle mücadele konusunda yaptığı hataları ‘karışıklık’ olarak anlamakta ve hiç kimse üzerine sorumluluk almamaktadır. Sam’in çalıştığı kurumları gösteren sahneler, filmin en ilgi çekici sahneleridir. Amiri işini beceremeyen bu nedenle becerikli Sam’i bırakmak istemeyen biridir. Dairede çalışanlar, amirin dikkatini üzerlerinden ayırdığı ilk anda işlerini savsaklamaktadır. Daha sonra Sam’in geçtiği ‘Bilgi Edinme Teşkilatı’ da aynı durumdadır. Burada da bürokrasi hantal ve iş bilmezdir. Ayrıca korkunç bir hiyerarşi de hemen göze çarpmaktadır. Sam gibi işini bilen birinin bilgi ve becerisi nedeniyle yükselmesi gerekirken annesi, Bilgi Edinme Bakanını  tanıdığı için yükselme teklifini bir Noel hediyesi olarak Sam’e sunar.

  1984 ve Brazil’deki iki ayrı devletin en çok örtüştükleri nokta, toplumu bir ‘korku’ ile devamlı kendilerine bağlamalarıdır. 1984’te devlet, muhalif (=düşman) olduğu kanısında olduğu kişileri yakalayıp sorguladıktan ve öldürdükten ya da kendi politikasına uygun kişiler haline getirdikten sonra tele-ekrandan afişe etmektedir. Devletin reisi ‘Big Brother’ savaşta ülkesinin komutanıdır. Brazil’de ise şehirlerde devamlı bombalar patlamaktan devlet, aslında ‘farklı düşünen’ kişileri ‘terörist’, ‘şüpheli’ gibi isimlerle fişlemekte, yakalayıp öldürmektedir. İki filmde de polis küstah ve pervasızdır.

  1984 ve Brazil filmlerindeki bu devlet biçimleri ile belki farkında olmayarak T. Hobbes ve C. Schmitt’e yapılan göndermeler oldukça önemlidir. Özellikle Schmitt’in yaptığı, siyasalın dost-düşman ayrımı yapmak olduğu,  “Düşman (…) insanlardan oluşan bir bütün karşısında mücadele eden benzer bir bütün(dür.)[ii] ve “Düşman kavramı gerçek bir mücadele kavramını gerektirir.[iii] önermelerinin bu filmlerdeki devlet aygıtında açıkça vücut bulduğu görülmektedir. 1984’te bu dost-düşman ayrımı iç ve dış siyasette birlikte yapılırken Brazil’de sadece iç-siyasette yapılmaktadır ve bu gerçek veya gerçekdışı ‘düşman’lara karşı hakikî bir ‘mücadele’ verilmektedir.

  1. 1984’te ve Brazil’de İnsan

Aslında 1984’te iki tür insan var. Birincisi, Winston Smith’te vücut bulan devletin dayattığı düzene karşı sorgulayıcı yaklaşanlar; ikincisi, Smith’in komşusu, iş arkadaşı Parsons gibi düzene karşı gelmek ne kelime, onun üzerine düşünmekten bile çekinenler. Şüphesiz, Parsons çoğunlukta olanları temsil etmektedir. Ayrıca şehirler bölünmüştür. İşçiler pis gettolara sıkıştırılmışlardır.

  Brazil’de ise yozlaşmış insanın her hali görülmektedir. Burada insanlar duyarsızlaşmışlardır. Özellikle bürokrasi küstahtır. Kişiler liyakatlerine göre değil tanıdıkları sayesinde yükselmektedir. Zengin sınıfın güzellik anlayışı felç olmuş, bir çeşit plastik güzellik estetiği alt üst etmiştir. Buna en güzel örneği düzenli olarak estetik ameliyat olan Sam Lowry’nin annesi oluşturur. Jill ve diğer alt sınıflardakiler hariç tüm kadınlar devamlı genç kalmaya çalışmaktadır. Tüm zengin sınıflar aşırı ve bozulmuş karakterlerden oluşmaktadır. Tüm bu bozulmuş kişiler hayatlarını çalışmadan devam ettirmektedir. Toplumdaki ‘bozulmamış’ kişiler ise Jill veya Bayan Buttle gibi yönetimden uzak, zengin olmayan alt tabaka insanlardır. Zengin bir sınıftan gelmesine ve bir devlet memuru olmasına rağmen Sam Lowry hiçbir yükselme hırsı olmayan ve sistemle en azından hayallerinde savaşan bir sistem içi ‘öteki’dir.

  İki filmdeki bozulmuş, yozlaşmış insanların en önemli ortak özellikleri ilkesizlikleri ve bir çeşit karakter aşınması[iv] yaşamış olmalarıdır. 1984 filminde herkes kendisini düşünür, zor anında en sevdiğini bile satabilir. Zaten Winston Smith ve Julia da birbirlerini sattıktan sonra serbest bırakılırlar. Smith, sorgulama esnasında yüzüne yerleştirilen bir kafesten serbest bırakılmakla tehdit edilen fareleri görünce “Ona yapın!” diye bağırarak Jill’i boşuna göstermemektedir. Bu insanın değerlerinden kopması, kendini değersizleştirmesi ve metalaşmasıdır. 1984’te açıkça anlatılmak istenen sistemin insanları son raddeye varacak kadar bencilleştirerek sadece kendilerini düşünmelerini sağlayarak karaktersizleşmesidir. Brazil’de ise aynı karakter aşınması duyarsızlaşma olarak sunulmuştur. Filmin başlarındaki bir yemek sahnesi buna en güzel örnektir. Sam, annesi ve annesinin bir arkadaşı ile onun kızı yemek yerken restoranda bir bomba patlar, hemen garsonlar, masanın etrafına tahta perdeler çeker, müzik devam eder. Herkes hiçbir şey olmamış gibi yemeklerini yemeye devam eder.

  1984’te aynı sınıftan insanlar tek tip giyinir. Brazil’de ise bu konuda daha açıklayıcı bir anlatım vardır. Sam, Bilgi Edinme Teşkilatında çalışmaya başladıktan sonra ilk gün ciddiye alınmaz. Arkadaşı Jack’in önerisine uyarak onun verdiği üzerindekine oldukça benzeyen bir takım elbiseyi giyer. Ancak bu takım elbiseyi giydikten sonra insanlar onu dikkate almaya başlarlar.

  Brazil’de insana ilişkin bir başka ayrıntı ise Sam’in hayallerindeki canavarla anlatılır. Buna göre, sistemin adamlarından biri, sistem karşıtlarıyla savaşan bir canavara dönüşmüştür. Sam, hayalinde bu canavarı öldürür ve canavarın yüzündeki maskeyi çıkardığında canavarın bir insan(Çok net değil ancak, arkadaşı Jack olabilir.) olduğunu görür. Hayalinde öldürdüğü canavarı, daha sonra tekrar, bir polis olarak görür. Burada, sistemin içinde kalan insanların dönüşümü etkili bir biçimde anlatılır.

  1. Filmlerdeki Doğa

Doğadan ziyade şehrin gösterildiği ve şehirlerin devamlı saldırılar nedeniyle yıkıntı halinde olduğu 1984’te devletin doğaya bakışı pek belli olmasa da Brazil’de sert bir üslupla anlatılmıştır.

Brazil’de doğa tahrip edilmiş bir haldedir. Yolların iki yanında büyük panolar kurulmuş, bu panolara orman, dağ gibi aslında doğa tahrip edilmese yolun iki yanından olması gereken doğal varlıkların resim ve fotoğrafları bulunan reklamlar yerleştirilmiştir. Güneşli bir hava sadece filmin en sonunda, Sam’in hayal gördüğü sahnede görülmekte. Hatta temiz hava sokaklardaki tüplerden çekilmektedir. Evler, tüm binalar, her yer kablo ve borularla kaplıdır. Sanayileşme, yaşam alanlarını tehdit etmekte ve doğaya zarar vermektedir. Ayrıca, ilginç bir nokta olarak belirtilmelidir ki her iki filmdeki teknoloji de (bilgisayarlar, belge isteme şekli) birbirine fazlaca benzemektedir.

Sonuç ve Genel Değerlendirme

Esasında her iki filmin hayal ürünü olduğu iddia edilebilir. Ancak bu iddia, doğru bir şekilde bu filmleri açıklamaya yetmez. İki film de her ne kadar korku ütopyası olarak bilinse de bugün için ‘ütopik’ bir anlamları kalmamıştır. Tersine, mevcut dünyayı simgesel olarak anlattıkları, yani çekildikleri dönem için bugünü öngören eserler oldukları ortadadır. Özellikle milyonlarca kişinin dinlendiği, izlendiği, devletin devamı ve güvenliği için fişlendiği, polis şiddetinin korkunç boyutlara ulaştığı, basamaklarında yükselmenin liyakatten başka yollara dayandığı iddialarına sıkça rastlanan hantal bir bürokrasiye sahip Türkiye gibi bir ülke için bu filmlerin gerçeküstü olduğunu iddia etmek zordur. Örneğin Brazil’deki kent görüntülerini görmek için Ankara’ya gelmek yeterlidir. 1984’teki nefret söylemini, düşman yaratma çabasını somut olarak görmek için yakın zamanları takip etmek kâfidir. Toplumdaki yozlaşma, karakter aşınması, estetiğin plastikleşmesi ise yalnız Türkiye’nin değil, yeni-kapitalist dönemi yaşayan tüm ülkelerin ortak problemidir.

İki filmin, özellikle Brazil’in simgesel anlatım tarzı, gerçeği ters yüz ederek sunuşu, izleyicilere fazla karmaşık, yer yer sıkıcı gelebilir. Ancak bu anlatım tarzını bütün distopyalar kullanmaktadır.

1984 ve Brazil’i yaşayan insanlar olarak, bir gün, bu filmlerde anlatılan dünyaların kötü masallar olarak kalması, vicdan sahibi her insanın dileği olmalıdır herhalde.

heyula.net


[i] [i]Gordon Marshall, Sosyoloji Sözlüğü, syf 780, Bilim Sanat Yayınları

[ii] Carl Schmitt, Siyasal Kavramı, syf 49, Metis Yayınları

[iii] A.g.e.syf 53

[iv] Richard Sennett, Karakter Aşınması, Ayrıntı Yayınları.

 


Yorum Yaz